görüntülü sohbet
    Günün Konusu
“MOBİL ÖDEME HİZMETİ AÇILMIŞTIR.”

Mobil ödeme hizmetimiz Bayan24.com üzerinde hizmete girmiştir.Avea,Türkcell,Vodafone ile hemen VİP üyeliğniizi alın. ...

    3
  • 20.01.2017
    • Hikaye 2321 : GÖKÇEADA MACERASI
  • Küçük
  • Büyük
  • 5 Yorum

      PROFİLİNE GİT

      MESAJ GÖNDER

      ARKADAŞ OLARAK EKLE

    Adım Melis 5 yıl öce severek evlendim. Eşim Ali'nin de bana aşık olduğunu sanıyordum ama değilmiş. Beni aldattığını öğrenmem çok acı bir tesadüfle oldu. Aslında epeydir şüpheleniyordum bir türlü, "Yapmaz" diyordum. Öyle çapkın bir adam da değildi benim kocam. Zaten benden önce hayatına topu topu birkaç kişi girmişti. Ortada beni aldatması için bir sebep de yoktu. İyi bir işe sahipti. Sosyal çevresi genişti, benimle ilgili hiçbir sorunu olmadığını söylerdi hep. Ben iyi bir eş olmaya çalıştım. Çalışan biri olmama rağmen tüm kadınlık görevlerimi yerine getirdim. Hiçbir eksiğini bırakmadım. İşten geldim, yorgun olmama rağmen yemeğini önüne koydum. Cinsel açıdan bir tatminsizlik yaşadığını sanmıyorum. Çünkü ben çevre tarafından beğenilen hatta seksi bulunan bir kadınım. Hamile olduğum dönemde kendimi çirkinleşmiş hissetmiştim ama sonra yine düzeldim. Doğum yaptıktan sonra kendimi bırakmadım, spor salonlarına gittim, yememe dikkat ettim, eski kiloma döndüm. Hiçbir zaman kocamı pijamayla,eşofmanla 
    karşılamadım. Bunlara hep dikkat ettim ama yine debaşıma geldi işte.




    Memur olarak çalışıyordu

    Eşimin işi sabah 9 akşam 6 diye tabir edilen memuriyet işiydi. İşten çıkar doğruca eve gelirdi. Ama son 1 yıl içinde bu tamamen değişti. Eşim sürekli "Mesaiye kalacağım" diyerek eve geç gelmeye başladı. İşi öyle mesailik bir iş değildi ama dediğine göre başlarına yeni bir müdür atanmıştı ve adam işi sıkı tutuyordu. Üstelik sadece kendisi değil, tüm çalışanlar mesaiye kalıyordu. Birkaç kez eşime iş yerinden telefonla ulaşmaya çalıştım. ama hiçbirinde santralı açan olmadı. "Madem işyerindesin neden telefon açılmıyor?" dediğimde "Resmi olarak açık değiliz ki, santral memurları normal zamanlarında gidiyor evlerine. Hem niye cepten aramıyorsun?" diyordu. Yavaş yavaş şüphe duymaya başlamıştım ama elim de hiçbir kanıt yoktu. Cepten ne zaman arasam açıyordu ve benimle rahat rahat konuşuyordu. Yani gizlisi saklısı olmamalıydı diye düşünüyorum. "Gizli bir iş çeviriyor olsa bu kadar rahat konuşamaz" diyordum. Gerçekten de bir çıkmazın içindeydim.





    Bir şeyler hissediyorum




    Bir süre sonra eşimin sözde mesaileri bitti. Artık saatinde eve geliyordu. Şüphe duymama neden olacak hiçbir şey kalmamıştı ortada. Hatta eşimin günahını aldım diye kendime kızıyordum. Bana karşı cinsel açıdan da hiçbir soğukluğu yoktu. Sadece tedbiri elden bırakmamam gerektiğine inanıyordum. Kimi zaman ceplerini karıştırırdım, bir şey bulamazdım. Cep telefonuna bakardım ama yine şüphe yaratacak bir unsur çıkmazdı. Fakat içimdeki kadınlık hissi, ortada bu... Bir şey olduğunu hissedip de ortaya çıkaramamak. İster istemez surat asıyordum eşime. Bu durum aramızdaki ilişkiyi etkilemeye başlamıştı. İşyerimde de performansım düşmüştü. Ne yapacağımı, bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımı hiç bilmiyordum.





    İş seyahatlerine çıkmaya başladı

    Derken eşimin iş seyahatleri başladı. Bana söylediğine göre terfi etmiş, şef olmuştu. Bu nedenle de kendilerine bağlı bölge müdürlüklerine arada bir denetlemeye gitmesi gerekiyordu. Bu arada gittiği yerde de en az bir gece kalıyordu. Gittiği her yerden telefon ediyor, yine her aradığımda telefona çıkıyordu. Ama bütün bunlar benim şüphelenmemi engellemiyordu. Tam o günlerde hamile kaldım. Aslında planladığımız bir çocuk değildi bu. Ama nasıl olsa evliydik ve bir gün mutlaka çocuğumuz olucaktı. Eşime hamile olduğumu söylediğimde çok sevindi. Ben de onun hakkında olumsuz düşünmemeye, şüphelenmemeye kara verdim. Nitekim öyle de yaptım. Eşimin seyahatlerinin gerçekten iş amaçlı olduğuna inandım ve kısa bir süre de olsa beynimdeki kötü düşünceleri dağıttım. Ama yaklaşık 1 ay sonra bir arkadaşımın söyledikleri,sonun başlangıcı oldu.




    Arkadaşımın eşi rastlamış

    Eşim bana, Ankara'ya iş seyehatine gideceğini söylemişti. 2 günlük bir iş seyehatiydi bu. Salı gidecek, Perşembe dönecekti. Nitekim söylediği gün de döndü. Ertesi gün işyerimden bir arkadaşım yanıma geldi ve "Eşim dün senin eşinle karşılaşmış. Ama seninki selam bile vermemiş" dedi. Ben de doğal olarak nerede karşılaştıklarını srodum. Bana, "Çanakkale yolunda bir mola tesisinde" deyince beynimden vurulmuşa döndüm. Kocamnın Çanakkale'de ne işi olabilirdi? Ankara'da değil miydi o? Neler oluyordu? Yoksa aldatılıyor muydum? Bütün bu sorular ve daha binlercesi birkaç saniyede aklımdan geçti. Yerimden kalkıp tuvalete koştum ve istifra etmeye başladım. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki tuvaletten çıktıktan sonra arkadaşlarım "Yüzün bembeyaz hemen seni hastaneye götürelim" dedi. Hastaneye gittik. Doktorlar bir şok yaşadığımı ve bebeğin hayatını tehlikeye attığımı söyleyince daha da üzüldüm.

    Ama inanın bana o an bebek falan umrumda değildi. Akşam eve gittiğimde eşime ne diyecektim? O yüzleşme anında ne söyleyecektim? Bu ara da arkadaşıma da "Eşin benzetmiştir, benimki olsa kesin selam verirdi" diye cevap vermiştim. Başkalarının içinde bulunduğum durumu bilmesini istemiyordum. Hastaneden çıktım ve eve gittim. Kocam henüz gelmemişti. Hıçkırarak ağlıyordum. Ne yapacağımı, kocamla karşılaştığım zaman nasıl davranacağımı kestiremiyordum. Üzerine saldırmak, yumruklamak istiyordum. Bir yandan da sakin olmam gerektiği konusunda kendimi telkin ediyordum. Banyoya kapadım kendimi, ağlayabildiğim kadar ağladım. Banyodan çıktığımda bir karar almıştım. Kocama bu akşam hiçbir şey belli etmeyecektim ve onu takibe alacaktım.





    Kendime bir muhbir buldum

    Eşim geldiğinde beni moralsiz bulmuştu. "Neyin var?" diye sorduğunda hamilelikten kaynaklanan bir rahatsızlık olduğunu söyleyip geçiştirdim. Ertesi gün eşimi nasıl takip edebileceğime dair planlar yapmaya başladım. Öncelikle bu Çanakkale meselesini açıklığa kavuşturmalıydım. Eşimin iş yerinde onun sevmediği ama benim zaman zaman telefonda görüştüğüm ve bana olan ilgisini saklamayan biri vardı. Bu işte onun bana duyduğu ilgiyi kullanabilirdim. Evet, ona biraz kur yapacaktımve eşimin her türlü kirli çamaşırlarını ortaya dökecektim. Telefona sarıldım ve o kişiyi aradım. "Hangi dağda kurt öldü de sen arıyorsun" sözleriyle şaşırdığını ifade etti bana. "Öylesine aradım" diye cevap verdim. Bu telefon görüşmelerimiz her gün devam etti. Ben yavaş yavaş eşimle ilgili sorular soruyordum. Bir ara ona "Sen hiç iş seyehatine çıkıyor musun?" diye sordum. Bana, " Burada kimse iş seyehatine çıkmaz ki, ben niye çıkayım?" deyince yine beynimden vurulmuşa döndüm. Demek iş seyehati falan hiç olmamıştı... Demek eşimin tüm o iş
    gezileri yalandı... Peki ama kim bu? Kimin için gidiyordu şehir dışına, Çanakkale'ye? Birden aklıma daha önceki dönemde eşimin kaldığı mesailer geldi. Hemen bunu da sordum bozuntuya vermeden. "E seyehate çıkmıyorsunuz ama arada bir mesaiye kalıyorsunuz herhalde" dedim. Aldığım cevap yine yıktı beni... " Bu binada saat 18.00'den sonra canlı kalmaz. Bugüne kadar hiç mesai olmadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum."





    Bebeğimin katili oldu

    O mesailerin de yalan olduğu ortaya çıkmıştı böylece... Şimdi kocamın hayatında kim ya da kimlerin olduğunu bulmaya sıra gelmişti. Yine bir iş seyehatine çıktığında kocamı takip edecektim vegerçeği ortaya çıkaracaktım. Buna kesin olarak kararlıydım. Hamileliğim 2.5 aynı doldurulmuştu. Eşim beniladatırken çocuk doğuramazdım. Bebeğimi aldırmaya karar verdim. Bunu bu kadar kolaylıkla anlattığıma bakmayın... O kararı almak ve uygulamak benim için ölümden beterdi... Ağlaya ağlaya tek başıma gittim hastaneye... Kürtaj masasına yatmak korkunç bir şeydi. Bebek alındı ve ben bir süre sonra ayıldım, çıkıp eve gittim. Artık hiçbir şey düşünemiyordum. Kocamı, bebeğimin katili olarak görüyordum. Akşam eve geldiğinde kontrol için doktora gittiğimi, ultrasonda bebeğin karnımda ölmüş olduğunun ortaya çıktığını ve aldırmak zorunda kaldığımı söyledim eşime. Bunları söylerken sesim buz gibiydi. Yanıma gelip sarılmak istedi, "Neden bana haber vermedin?" dedi. İttim elini. İstemedim sarılmasını. "Aceleyle oldu, o an alınmasaydı, bebek beni de zehirleyebilirdi. Seni aramaya fırsat bulamadım" dedim. Artık o da bendeki değişikliği anlıyordu. "Sende bir şey var ama bana söylemiyorsun" diyordu. Aslında suratına haykırmak istiyordum ne kadar iğrenç olduğunu... Ama susmalıydım. Beklediğim anın gelmesi için çok fazla zaman geçmedi...




    Peşinden yollara düştüm

    O hafta başında eşim yine işten telefon edip, "Akşam Ankara'ya gideceğim, yarın akşam döneceğim" dedi. Aradığım fırsat buydu işte. Hemen eşimin işyerindeki o kişiyi aradım. "Şimdi sana söyleyeceklerim çok önemli. Bu akşam iş çıkışı eşimi takip etmeni istiyorum. Büyük olasılıkla otogara gidecek. Hangi şehre gittiğini öğrenirsen sevinirim" dedim. "Neler oluyor?" diye sorduğunda da "Sana sonra anlatacağım" diyerek geçiştirdim. Bir kaç saat sonra beklediğim telefon geldi. Eşim yine Çanakkale'ye giden otobüse binmişti. Hemen otogara eşimin bilet aldığı otobüs şirketine uğradım. Oradaki görevlilere "Bir önceki otobüste eşim vardı. Buluşup birlikte binecektik ama ben geciktim. Acaba Çanakkale'nin neresinde ineceğini öğrenebilir miyim? Ben de oraya bilet alıp gideceğim" dedim. Görevliler bana inandı ve eşimin isminden nereye gittiğini çıkardılar... Eşim Çanakkale'ye değil Gökçeada'ya gidiyordu. Firma ,yolcularını karadan belirli bir yere kadar götürüyor, oradan da vapurla Gökçeada'ya aktarıyordu. Demek eşimin
    sevgisi Gökçeada'daydı... Gözümü kararttım ve eşimi nasıl bulacağımı bile bilmeden ben de Gökçeada'ya bir bilet aldım. Ertesi gün Gökçeada'daydım...




    Barın önünde dans ediyordu

    Kendime bir pansiyon buldum ve yerleştim. Yanımda bir tek el çantam vardı. Bavul falan almamıştım. Üstelik koca Gökçeada'da eşimi nasıl bulacağım da bilmiyordum. Tanrı'nın bana yarım edeceğini düşünüuyordum sadece. Kadınlık hislerimi kullanarak bu ihaneti ortaya çıkaracağıma inanıyordum. Pansiyondan çıktım ve Gökçeada sokaklarında dolaşmaya başladım. Mevsim bahardı ve Gökçeada henüz çok ta dolu değildi. Zaten hafta arası olduğundan dışarıdan pek fazla kimse de gelmemişti. Çarşıda, meydanda bir süre dolaştım ve kafelere, lokantalara baktım. Eşimi arıyordum ama bulabilicek miyim bilmiyordum. Bir süre sonra yorulup pansiyona döndüm. Bu arada sabah Gökçeada'ya iner inmez işyerimi de aramış, hasta olduğumu, gelmeyeceğimi söylemiştim. Pansiyonda bir süre uyuduktan sonra akşam üzeri yeniden çıktım Gökçeada'nın sokaklarına. Saatlerce dolaştım ama eşime rastlayamadım. Umudum kesilmişti artık. Bu arada eşimle bir kaç kez telefonda da konuşmuştuk. O bana "Ankara'da işlerim çok yoğun canım" demişti. Ben de tabi evde
    olduğum yalanını söylemiştim. Gece yarısı olmuştu artık. Yavaş yavaş pansiyona dönerken önünde kalabalık olan bir bar çarptı gözüme. Eşimi bulmaktan umudumu kestiğim için girip bir kaç kadeh bir şey içmek istedim. Bara doğru yaklaştığımda kapıdaki kalabalığın ortasında bir çiftin dans ettiğini gördüm. Önce kız çarptı gözüme, uzun sarı saçlı, mini etekli ve çok güzeldi. Karşısındaki erkeğin sırtı dönüktü bana. Kalabalığın arasına girdim. Ve erkek yüzünü döndüğünde düşüp bayılacak gibi oldum. O erkek benim eşimdi. Birden göz göze geldik. Dansı bıraktı, dondu kaldı. İkimizde ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ben arkamı dönüp ayrıldım kalabalıktan. Ağlayarak pansiyona doğru koşuyordum. Peşimden geldi, " Senin ne işin var burada?" diye aptalca bir soru sordu bana. "Asıl senin ne işin var? Sen Ankara'dayım dedin bana. Ama buradasınve beni aldatıyorsun" diye cevap verdim. Sokağın ortasında bağırıyorduk birbirimize. Orada, o anda alyansımı çıkarıp fırlattım yere. "Sakın peşimden gelme" diyerek gittim pansiyonuma.






    Boşanıyoruz

    Ertesi gün istanbul'a döndüm. Bütün gece ağlamıştım. Artık tek damla gözyaşı kalmamıştı göz pınarlarımda. Eve girdim ve hemen eşyalarımı toplamaya başladım. Ablamı arayıp durumu anlattım. İşyerine de telefonm edip birkaç gün izin istedim. Anlayışlı davrandılar. Ablamla birlikte evden kişisel eşyalarımı alıp çıktık. Ablamın evine yerleştim. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Eşim bir kaç kez telefon etti konuşmak için. Ona sadece "Bundan sonrasını avukatlarımız halleder, konuşmya gerek yok" iye mesaj gönderdim. Boşanma işlemlerimiz halen devam ediyor. Bu arada eşimin sevgilisi hakkında da epey bilgi edindim. Kız yaz-kış Gökçeada'da yaşayan biriymiş. Eşimle, bir iş için işyerine uğradığında tanışmışlar. Ama bu, eşimin beni ilk aldatması değilmiş. Mesaiye kaldığınısöylediği dönemlerde de hayatında başka biri varmış. İşte benim hikayem böyle. Aldatılmanın acısını yüreğimde taşıyorum. Kimseye güvenemiyorum artık. Kendime yalnızlık dolu bir hayat seçtim. Her gece uyurken beni bu hale getiren eşime beddualar ediyorum.
    Bunun kötü bir şey olduğunu biliyorum ama elimde değil. Tanrı beni affetsin...


  • Yayınlanma tarihi: 2017-10-26 18:44:42 Yazan : Prenses3414 - Hikaye : 35,973 kez okundu.
  • Yorum Yap
      YORUMLAR
  • 5 Yorum
  • Ferfecir.85
    28.10.2017 23:40:45

    Çok üzücü bir durum en kısa zamanda atlatman dileğiyle

    jwfx3
    27.10.2017 14:43:21

    jwfx33@hotmail.com ekleyin kıxlar

    kerembey
    27.10.2017 10:37:50

    Adım Melis 5 yıl öce severek evlendim. Eşim Ali'nin de bana aşık olduğunu sanıyordum ama değilmiş. Beni aldattığını öğrenmem çok acı bir tesadüfle oldu. Aslında epeydir şüpheleniyordum bir türlü, "Yapmaz" diyordum. Öyle çapkın bir adam da değildi benim kocam. Zaten benden önce hayatına topu topu birkaç kişi girmişti. Ortada beni aldatması için bir sebep de yoktu. İyi bir işe sahipti. Sosyal çevresi genişti, benimle ilgili hiçbir sorunu olmadığını söylerdi hep. Ben iyi bir eş olmaya çalıştım. Çalışan biri olmama rağmen tüm kadınlık görevlerimi yerine getirdim. Hiçbir eksiğini bırakmadım. İşten geldim, yorgun olmama rağmen yemeğini önüne koydum. Cinsel açıdan bir tatminsizlik yaşadığını sanmıyorum. Çünkü ben çevre tarafından beğenilen hatta seksi bulunan bir kadınım. Hamile olduğum dönemde kendimi çirkinleşmiş hissetmiştim ama sonra yine düzeldim. Doğum yaptıktan sonra kendimi bırakmadım, spor salonlarına gittim, yememe dikkat ettim, eski kiloma döndüm. Hiçbir zaman kocamı pijamayla,eşofmanla
    karşılamadım. Bunlara hep dikkat ettim ama yine debaşıma geldi işte.Memur olarak şıyordu
    Eşimin işi sabah 9 akşam 6 diye tabir edilen memuriyet işiydi. İşten çıkar doğruca eve gelirdi. Ama son 1 yıl içinde bu tamamen değişti. Eşim sürekli "Mesaiye kalacağım" diyerek eve geç gelmeye başladı. İşi öyle mesailik bir iş değildi ama dediğine göre başlarına yeni bir müdür atanmıştı ve adam işi sıkı tutuyordu. Üstelik sadece kendisi değil, tüm çalışanlar mesaiye kalıyordu. Birkaç kez eşime iş yerinden telefonla ulaşmaya çalıştım. ama hiçbirinde santralı açan olmadı. "Madem işyerindesin neden telefon açılmıyor?" dediğimde "Resmi olarak açık değiliz ki, santral memurları normal zamanlarında gidiyor evlerine. Hem niye cepten aramıyorsun?" diyordu. Yavaş yavaş şüphe duymaya başlamıştım ama elim de hiçbir kanıt yoktu. Cepten ne zaman arasam açıyordu ve benimle rahat rahat konuşuyordu. Yani gizlisi saklısı olmamalıydı diye düşünüyorum. "Gizli bir iş çeviriyor olsa bu kadar rahat konuşamaz" diyordum. Gerçekten de bir çıkmazın içindeydim.Bir şeyler hissediyorum
    Bir süre sonra eşimin sözde mesaileri bitti. Artık saatinde eve geliyordu. Şüphe duymama neden olacak hiçbir şey kalmamıştı ortada. Hatta eşimin günahını aldım diye kendime kızıyordum. Bana karşı cinsel açıdan da hiçbir soğukluğu yoktu. Sadece tedbiri elden bırakmamam gerektiğine inanıyordum. Kimi zaman ceplerini karıştırırdım, bir şey bulamazdım. Cep telefonuna bakardım ama yine şüphe yaratacak bir unsur çıkmazdı. Fakat içimdeki kadınlık hissi, ortada bu... Bir şey olduğunu hissedip de ortaya çıkaramamak. İster istemez surat asıyordum eşime. Bu durum aramızdaki ilişkiyi etkilemeye başlamıştı. İşyerimde de performansım düşmüştü. Ne yapacağımı, bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımı hiç bilmiyordum.İş seyahatlerine çıkmaya başladı
    Derken eşimin iş seyahatleri başladı. Bana söylediğine göre terfi etmiş, şef olmuştu. Bu nedenle de kendilerine bağlı bölge müdürlüklerine arada bir denetlemeye gitmesi gerekiyordu. Bu arada gittiği yerde de en az bir gece kalıyordu. Gittiği her yerden telefon ediyor, yine her aradığımda telefona çıkıyordu. Ama bütün bunlar benim şüphelenmemi engellemiyordu. Tam o günlerde hamile kaldım. Aslında planladığımız bir çocuk değildi bu. Ama nasıl olsa evliydik ve bir gün mutlaka çocuğumuz olucaktı. Eşime hamile olduğumu söylediğimde çok sevindi. Ben de onun hakkında olumsuz düşünmemeye, şüphelenmemeye kara verdim. Nitekim öyle de yaptım. Eşimin seyahatlerinin gerçekten iş amaçlı olduğuna inandım ve kısa bir süre de olsa beynimdeki kötü düşünceleri dağıttım. Ama yaklaşık 1 ay sonra bir arkadaşımın söyledikleri,sonun başlangıcı oldu.
    Arkadaşımın eşi rastlamış
    Eşim bana, Ankara'ya iş seyehatine gideceğini söylemişti. 2 günlük bir iş seyehatiydi bu. Salı gidecek, Perşembe dönecekti. Nitekim söylediği gün de döndü. Ertesi gün işyerimden bir arkadaşım yanıma geldi ve "Eşim dün senin eşinle karşılaşmış. Ama seninki selam bile vermemiş" dedi. Ben de doğal olarak nerede karşılaştıklarını srodum. Bana, "Çanakkale yolunda bir mola tesisinde" deyince beynimden vurulmuşa döndüm. Kocamnın Çanakkale'de ne işi olabilirdi? Ankara'da değil miydi o? Neler oluyordu? Yoksa aldatılıyor muydum? Bütün bu sorular ve daha binlercesi birkaç saniyede aklımdan geçti. Yerimden kalkıp tuvalete koştum ve istifra etmeye başladım. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki tuvaletten çıktıktan sonra arkadaşlarım "Yüzün bembeyaz hemen seni hastaneye götürelim" dedi. Hastaneye gittik. Doktorlar bir şok yaşadığımı ve bebeğin hayatını tehlikeye attığımı söyleyince daha da üzüldüm.
    Ama inanın bana o an bebek falan umrumda değildi. Akşam eve gittiğimde eşime ne diyecektim? O yüzleşme anında ne söyleyecektim? Bu ara da arkadaşıma da "Eşin benzetmiştir, benimki olsa kesin selam verirdi" diye cevap vermiştim. Başkalarının içinde bulunduğum durumu bilmesini istemiyordum. Hastaneden çıktım ve eve gittim. Kocam henüz gelmemişti. Hıçkırarak ağlıyordum. Ne yapacağımı, kocamla karşılaştığım zaman nasıl davranacağımı kestiremiyordum. Üzerine saldırmak, yumruklamak istiyordum. Bir yandan da sakin olmam gerektiği konusunda kendimi telkin ediyordum. Banyoya kapadım kendimi, ağlayabildiğim kadar ağladım. Banyodan çıktığımda bir karar almıştım. Kocama bu akşam hiçbir şey belli etmeyecektim ve onu takibe alacaktım.Kendime bir muhbir buldum
    Eşim geldiğinde beni moralsiz bulmuştu. "Neyin var?" diye sorduğunda hamilelikten kaynaklanan bir rahatsızlık olduğunu söyleyip geçiştirdim. Ertesi gün eşimi nasıl takip edebileceğime dair planlar yapmaya başladım. Öncelikle bu Çanakkale meselesini açıklığa kavuşturmalıydım. Eşimin iş yerinde onun sevmediği ama benim zaman zaman telefonda görüştüğüm ve bana olan ilgisini saklamayan biri vardı. Bu işte onun bana duyduğu ilgiyi kullanabilirdim. Evet, ona biraz kur yapacaktımve eşimin her türlü kirli çamaşırlarını ortaya dökecektim. Telefona sarıldım ve o kişiyi aradım. "Hangi dağda kurt öldü de sen arıyorsun" sözleriyle şaşırdığını ifade etti bana. "Öylesine aradım" diye cevap verdim. Bu telefon görüşmelerimiz her gün devam etti. Ben yavaş yavaş eşimle ilgili sorular soruyordum. Bir ara ona "Sen hiç iş seyehatine çıkıyor musun?" diye sordum. Bana, " Burada kimse iş seyehatine çıkmaz ki, ben niye çıkayım?" deyince yine beynimden vurulmuşa döndüm. Demek iş seyehati falan hiç olmamıştı... Demek eşimin tüm o iş
    gezileri yalandı... Peki ama kim bu? Kimin için gidiyordu şehir dışına, Çanakkale'ye? Birden aklıma daha önceki dönemde eşimin kaldığı mesailer geldi. Hemen bunu da sordum bozuntuya vermeden. "E seyehate çıkmıyorsunuz ama arada bir mesaiye kalıyorsunuz herhalde" dedim. Aldığım cevap yine yıktı beni... " Bu binada saat 18.00'den sonra canlı kalmaz. Bugüne kadar hiç mesai olmadı, bundan sonra da olacağını sanmıyorum."Bebeğimin katili oldub O mesailerin de yalan olduğu ortaya çıkmıştı böylece... Şimdi kocamın hayatında kim ya da kimlerin olduğunu bulmaya sıra gelmişti. Yine bir iş seyehatine çıktığında kocamı takip edecektim vegerçeği ortaya çıkaracaktım. Buna kesin olarak kararlıydım. Hamileliğim 2.5 aynı doldurulmuştu. Eşim beniladatırken çocuk doğuramazdım. Bebeğimi aldırmaya karar verdim. Bunu bu kadar kolaylıkla anlattığıma bakmayın... O kararı almak ve uygulamak benim için ölümden beterdi... Ağlaya ağlaya tek başıma gittim hastaneye... Kürtaj masasına yatmak korkunç bir şeydi. Bebek alındı ve ben bir süre sonra ayıldım, çıkıp eve gittim. Artık hiçbir şey düşünemiyordum. Kocamı, bebeğimin katili olarak görüyordum. Akşam eve geldiğinde kontrol için doktora gittiğimi, ultrasonda bebeğin karnımda ölmüş olduğunun ortaya çıktığını ve aldırmak zorunda kaldığımı söyledim eşime. Bunları söylerken sesim buz gibiydi. Yanıma gelip sarılmak istedi, "Neden bana haber vermedin?" dedi. İttim elini. İstemedim sarılmasını. "Aceleyle oldu, o an alınmasaydı, bebek beni de zehirleyebilirdi. Seni aramaya fırsat bulamadım" dedim. Artık o da bendeki değişikliği anlıyordu. "Sende bir şey var ama bana söylemiyorsun" diyordu. Aslında suratına haykırmak istiyordum ne kadar iğrenç olduğunu... Ama susmalıydım. Beklediğim anın gelmesi için çok fazla zaman geçmedi...
    Peşinden yollara düştüm O hafta başında eşim yine işten telefon edip, "Akşam Ankara'ya gideceğim, yarın akşam döneceğim" dedi. Aradığım fırsat buydu işte. Hemen eşimin işyerindeki o kişiyi aradım. "Şimdi sana söyleyeceklerim çok önemli. Bu akşam iş çıkışı eşimi takip etmeni istiyorum. Büyük olasılıkla otogara gidecek. Hangi şehre gittiğini öğrenirsen sevinirim" dedim. "Neler oluyor?" diye sorduğunda da "Sana sonra anlatacağım" diyerek geçiştirdim. Bir kaç saat sonra beklediğim telefon geldi. Eşim yine Çanakkale'ye giden otobüse binmişti. Hemen otogara eşimin bilet aldığı otobüs şirketine uğradım. Oradaki görevlilere "Bir önceki otobüste eşim vardı. Buluşup birlikte binecektik ama ben geciktim. Acaba Çanakkale'nin neresinde ineceğini öğrenebilir miyim? Ben de oraya bilet alıp gideceğim" dedim. Görevliler bana inandı ve eşimin isminden nereye gittiğini çıkardılar... Eşim Çanakkale'ye değil Gökçeada'ya gidiyordu. Firma ,yolcularını karadan belirli bir yere kadar götürüyor, oradan da vapurla Gökçeada'ya aktarıyordu. Demek eşimin sevgisi Gökçeada'daydı... Gözümü kararttım ve eşimi nasıl bulacağımı bile bilmeden ben de Gökçeada'ya bir bilet aldım. Ertesi gün Gökçeada'daydım...
    Barın önünde dans ediyordu
    Kendime bir pansiyon buldum ve yerleştim. Yanımda bir tek el çantam vardı. Bavul falan almamıştım. Üstelik koca Gökçeada'da eşimi nasıl bulacağım da bilmiyordum. Tanrı'nın bana yarım edeceğini düşünüuyordum sadece. Kadınlık hislerimi kullanarak bu ihaneti ortaya çıkaracağıma inanıyordum. Pansiyondan çıktım ve Gökçeada sokaklarında dolaşmaya başladım. Mevsim bahardı ve Gökçeada henüz çok ta dolu değildi. Zaten hafta arası olduğundan dışarıdan pek fazla kimse de gelmemişti. Çarşıda, meydanda bir süre dolaştım ve kafelere, lokantalara baktım. Eşimi arıyordum ama bulabilicek miyim bilmiyordum. Bir süre sonra yorulup pansiyona döndüm. Bu arada sabah Gökçeada'ya iner inmez işyerimi de aramış, hasta olduğumu, gelmeyeceğimi söylemiştim. Pansiyonda bir süre uyuduktan sonra akşam üzeri yeniden çıktım Gökçeada'nın sokaklarına. Saatlerce dolaştım ama eşime rastlayamadım. Umudum kesilmişti artık. Bu arada eşimle bir kaç kez telefonda da konuşmuştuk. O bana "Ankara'da işlerim çok yoğun canım" demişti. Ben de tabi evde

    olduğum yalanını söylemiştim. Gece yarısı olmuştu artık. Yavaş yavaş pansiyona dönerken önünde kalabalık olan bir bar çarptı gözüme. Eşimi bulmaktan umudumu kestiğim için girip bir kaç kadeh bir şey içmek istedim. Bara doğru yaklaştığımda kapıdaki kalabalığın ortasında bir çiftin dans ettiğini gördüm. Önce kız çarptı gözüme, uzun sarı saçlı, mini etekli ve çok güzeldi. Karşısındaki erkeğin sırtı dönüktü bana. Kalabalığın arasına girdim. Ve erkek yüzünü döndüğünde düşüp bayılacak gibi oldum. O erkek benim eşimdi. Birden göz göze geldik. Dansı bıraktı, dondu kaldı. İkimizde ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ben arkamı dönüp ayrıldım kalabalıktan. Ağlayarak pansiyona doğru koşuyordum. Peşimden geldi, " Senin ne işin var burada?" diye aptalca bir soru sordu bana. "Asıl senin ne işin var? Sen Ankara'dayım dedin bana. Ama buradasınve beni aldatıyorsun" diye cevap verdim. Sokağın ortasında bağırıyorduk birbirimize. Orada, o anda alyansımı çıkarıp fırlattım yere. "Sakın peşimden gelme" diyerek gittim pansiyonuma.Boşanıyoruz Ertesi gün istanbul'a döndüm. Bütün gece ağlamıştım. Artık tek damla gözyaşı kalmamıştı göz pınarlarımda. Eve girdim ve hemen eşyalarımı toplamaya başladım. Ablamı arayıp durumu anlattım. İşyerine de telefonm edip birkaç gün izin istedim. Anlayışlı davrandılar. Ablamla birlikte evden kişisel eşyalarımı alıp çıktık. Ablamın evine yerleştim. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Eşim bir kaç kez telefon etti konuşmak için. Ona sadece "Bundan sonrasını avukatlarımız halleder,

    kerembey
    27.10.2017 10:37:16

    DÜZELTENE KADAR ÇOK UĞRAŞTIM ESRA BİDAHA DÜZGÜN YAZ ŞUNU :)

    casper16
    27.10.2017 10:25:42

    Kopyala yapıştır hikayesi :)

    Hata : Yorum yazabilmek için üye girisi yapmalisiniz.

    Kayit Ol veya Giris Yap

    Tesekkürler : Yorumunuz yöneticilerimiz tarafindan kontrol edildikten sonra yayinlanacaktir.
      AŞAĞIDAKİ KONULAR İLGİNİZİ ÇEKER Mİ ?
  • Babasına Yakalandık ! 420,225 kez okundu. 86 yorum
  • Gözlerimiz İle Konuşuyorduk ... 195,153 kez okundu. 73 yorum
  • Kimse Eşini Aldatmak İstemez, Aldatıyorsa Sebebi Yine Eştir 251,585 kez okundu. 97 yorum
  • İftiraya Uğradım .. 123,358 kez okundu. 51 yorum
  • Film merakı 245,548 kez okundu. 34 yorum
    • ekobilet
  • Chat & Sohbet

    Bayan24 sohbet sayfalarin da onlarca üye keyifle vakit geçiriyor, sende aramiza katilmak ister misin ?

    Sohbete giris için tiklayiniz.
  • Bu web sitesi, 18 yasindan küçükler için sakincali olabilecek içerikler barindirir. Çikis yapmadiginiz taktirde, 18 yasindan büyük oldugunuzu beyan etmis sayilirsiniz ...

    Copyright 2009 - 2016 Bayan24.com - Her hakki saklidir.

    Coral Software Trading Ltd & Standard Building C, N:7, De BrockDorff Street, Msida, MSD1421, Malta